Bloomberg Businessweek Türkiye : Son Noktaya Gelmeden 12.06.2016

Son Noktaya Gelmeden

 > İflas erteleme noktasına gelmeden borçların tahsili mümkün
 > “İflas erteleme özendiriliyor”

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’ nin geçtiğimiz hafta katıldığı bir toplantıda yaptığı “İflas erteleme uygulamasındaki haksızlıkların giderilmesi için Adalet Bakanlığı ile birlikte çalışıyoruz. Öncelikle ele aldığımız çalışma tamamlanınca Başbakanlık’a sunacağız” açıklaması ticaret ve finans dünyasından pek çok kişiyi umutlandırdı. Zira İcra iflas Yasası’nın 179’uncu maddesine dayanan iflas ertelemeler amacını aşan bir noktaya ulaştı. Geçtiğimiz hafta Bloomberg Businessweek Türkiye’de yayınlanan haberde Fibabanka Genel Müdürü Bekir Dildar, iflas ertelemelerle ilgili olarak “Şirket kötü yönetilmiş, borçlarını ödeyemez hale gelmiş, mahkemeye başvuruyor, bir ödeme planı yapmış, ‘Üç-beş yıl içinde ödeyeceğim’ diyor. Ne şirkete, ne ortakların üzerine rücu edebiliyorsunuz. Tüccarlar da bankalar da bu işten şikâyetçi” diyordu. Borçlarını çeviremeyecek noktaya gelmiş olan şirketler için bir soluk alma fırsatı yaratıyor gibi görünse de iflas ertelemeler aslında şirketlerin çok ciddi itibar kaybetmesine, daha uzun vadede ise ticari mekanizmanın bozulmasına neden olabilir. Alacak ve risk yönetimi şirketleriyse bu noktada sistemi bir parça rahatlatabilir.

Son dönemde ekonomide yaşanan durgunluk, piyasa tabiri ile “para dönmemesi” pek çok ticaret erbabını sıkıntıya sokmuş gibi görünüyor. Uzun bir süre daha devam edeceği tahmin edilen siyasi belirsizlikler, terör olaylarındaki artış, çevre ülkelerle yaşanan gerginlikler ve bunun neticesinde dibe vuran turizm çek çok sektörü olumsuz etkiliyor. Üstelik bu dönemde kurda da sert dalgalanmalar gözlemlendi. Tüm bu etkenlerin sonunda pek çok şirket, özellikle de KOBİ’ler, nakit akışında ciddi sıkıntı yaşamaya başladı. Uluslararası alacak ve risk yönetimi şirketi ARS Danışmanlık Genel Müdürü Ayşe Burcu Arslan, ‘’2015’ in sonunda firmaları uyarmıştık. Gelen başvurular bize bunu gösteriyordu. Firmaların gelir-gider dengesindeki yanlış uygulamalar ve vadelerin uzamaya başlaması büyük bir sinyaldi. Normalde 90 gün vadeli çalışılan firmalar bunu 120,180 güne çıkarmaya başladı” diyor.

TOBB’un yaptığı bir çalışmaya göre, 2006 yılında 61 olan iflas erteleme talebi sayısı 2015,yılında 492’ye kadar çıkarken araştırma kapsamına dahil olan yılın ilk 4 ayında ise yaklaşık 200 şirket iflas erteleme talebiyle mahkemeye başvurmuş durumda. Artan iflas ertelemeler hukuki süreçleri de sıkıştırıyor. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 2015 yılından devrolanlarla birlikte 2016 yılına toplamda 2 bin 831 iflas erteleme davası devroldu.

Peki, niçin artıyor iflas ertelemeler? Elbette finansal darboğaz öncelikli neden.  Ancak bu yöntem, darboğaza giren şirketler için bir kaçış kapısı da olmaya başlamış gibi görünüyor. Ayşe Burcu Arslan, “İflas erteleme başvurusu çok konuşulur hale geldi. Bir şeyi uygulamanın ilk yolu konuşmaktır. Üç-dört sene önce iflas ertelemeye başvurmak çok büyük itibar kaybı olarak algılanıyordu. ‘Batıyorum ben’ demek daha zordu” diyor ve devam ediyor: “Ancak 2015 ile birlikte şirket içinde durumu düzelmeye yönelik çalışmalar yerine iflas ertelemeler başladı. Hal böyle olunca kolay bir çare olarak görüldü. Açıkçası çok özendirildi. İflas ertelemeyi özendiren avukatlar, aracı şirketler olmaya başlayınca bu sistem suiistimale açık bir hale geldi.” İflas ertelemeye başvuran ve başvurusu kabul edilen şirket üç veya dört yıllık bir plan içerisinde borçlarını ödemeye çalışıyor. Devletin atadığı bilirkişi veya kayyum hesap kitabı yapıyor. Elbette ki bu dönem içerisinde iflas erteleme almış şirkete yönelik icra takibi davaları da netice vermiyor.

“Atanan bilirkişilerin daha iyi inceleme yapması gerekiyor. İflas erteleme alınmadan bu karan verecek olan kişilerin bunun gerçekten ihtiyacı olduğunu görmesi gerekiyor. Şu anda ‘parayı verirsin, iflas ertelemeyi alırsın alacaklıların da sürekli kapını çalmaz’ gibi bir algı var” diyor Ayşe Burcu Arslan.

Pek çok şirketin finansal darboğaza girmesinin temel nedeni ise elbette alacaklarını zamanında tahsil edememesi. Alacak ve risk yönetimi şirketleri ise bu noktada devreye giriyor. ARS Danışmanlık Türkiye’de ilk kurulan uluslararası alacak ve risk yönetim şirketi. İhracat yapan şirketlerin, özellikle de açık hesap çalışan ve rekabet nedeniyle çok daha fazla risk almak zorunda kalan KOBİ’lerin alacaklarını tahsili konusunda uzmanlaşmış durumda. İflas erteleme noktasına gelmeden şirketlerin borçlarının tahsilatını yapma iddiasında olan ARS Danışmanlık ayrıca yönetim danışmanlığıyla şirketin aynı noktaya tekrar gelmesinin önüne geçmeyi de planlıyor. Şirketlerin yaptığı en büyük hatanın vadesi geciken alacaklar arttıkça yöneticilerin daha fazla satışla bu açığı kapatmaya çalışmaları olduğunu söyleyen Ayşe Burcu Arslan, “Çok tehlikeli, daha çok risk alıyorlar. İstihbarat yapmadan araştırmadan satış yapıyorlar. Bunun yerine alacakların tahsil edilmesi yöntemi tercih edilebilir. Bu noktada profesyonel destek firmaları pek çok dertten kurtarıyor. Bazen bizim müdahil olmamız bile karşı tarafın işi daha fazla dikkate almasını sağlıyor” diyor.

Şirketin tahsilat konusundaki en büyük sıkıntısı ise firmaların geç başvurması. Tabii pek çok şirket alacağını tahsil için önce kendisi bir çaba sarf ediyor. Ancak zaman geçtikçe tahsilatın yapılma ihtimali de azalıyor. 180 gün vadesi geçen bir alacağın tahsil kabiliyeti yüzde 50’yken, bir seneden eski alacağın tahsil kabiliyeti yüzde 20’Iere kadar geriliyor. “Bir de alacaklılar bu süre içinde tahsilat yapmaya kalkarken ilişkileri de bozuyor. Müşteri kaybı yaşanmadan tahsilat yapılmalı diyoruz. Hatta tarafların yeniden çalışmalarını istiyoruz” diye konuşuyor.

Şirketin tahsilat konusundaki en önemli kozu ise çalışanları. Hukuk, finans, muhasebe, gibi alanlarda uzmanlaşmış olmanın yanı sıra yabancı dil gibi bir ayrıntı bile tahsilatta etkili olabiliyor. Dünya üzerinde 155 ülkede faaliyet gösteren ARS Danışmanlık uluslararası alacağın tahsil edilmesinde, alacaklının borçluyla kendi dilinde iletişime geçme şansına sahip. İlk kurulduğu yıllarda daha çok yurt dışından alacaklıların Türkiye’deki alacaklarını tahsil etmesi yönünde çalışan ARS Danışmanlığın bugünkü portföyü ise yüzde 50 yabancı, yüzde 50 yerli alacaklılardan oluşuyor.

Türk firmalar kendi alacaklarını yurt içinde tahsil edemedikleri için yurt dışı ödemelerini en sona atıyor. “Kaldı ki siparişi aldığı zamandan bugüne kurdaki farklılıklardan da etkileniyor. Buradaki durumu bildiğimiz için yabancılara anlatıyoruz. Yapılandırmayla tahsilatları hızlandırmaya çalışıyoruz. Ama geçen sene 40 günde yapılan tahsilatlar 50 güne, 55 güne çıkmaya başladı” diyor Ayşe Burcu Arslan.

Türklerin yurt dışından alacaklarında Avrupalı şirketlerden yapılan tahsilat oranlarının yüksekliği dikkat çekiyor. Zira alacak yönetim sektörünün geliştiği coğrafyalarda, tahsilat kurumu bilindiği için piyasa kötü dahi olsa tahsilatlar yapılıyor. Tahmin edileceği üzere Türk şirketleri alacaklarını tahsil konusunda en büyük sıkıntıyı Orta Doğu bölgesinde, Irak, Suriye ve Yemen’de yaşıyor. Savaş durumu olmasa bile genel olarak bilgiye erişim ve hukuki takip yollarının iyi yapılandırılmamış olması bölgenin genel sorunu. Bir de savaş koşulları eklenince işler daha da zorlanılıyor. Ayşe Burcu Arslan bu noktada Afrika pazarına da dikkat çekiyor. Hükümet kurumları ve sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla bölgedeki ticaretlerini artırmaya çalışan Türk şirketlerinin birlikte gittikleri kurumların bir garanti sağlamadığını bilmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, ticaret yapacakları şirketlerle ilgili olarak çok iyi istihbarat toplamaları vurgusunu yapıyor

 Sözün özü: Alacaklarını tahsil edemediği için borçlarını da ödemekte zorlanan pek çok şirket iflas erteleme yolunu tercih ediyor. Tahsilatlarda profesyonel bir destek almak şirketlere nefes aldırabilir.

 



Komisyon
Teklifi Al