Türkiye’de Tahsilat ve Kadın

Pek çoğumuz 8 mart Dünya Kadınlar Gününü bilir ve hatta bunu büyük bir coşkuyla kutlarız. Zaten insan olmuş olmaktan doğan hakların bir ödül gibi verilmiş olmasını kutlamak zaten ayrıca bir konu başlığı onu bir sonraki yazımda ele alacağım, peki ya 5 Aralık Dünya Kadın Hakları günü?

Tüm dünyada ve özellikle de Türkiye’de erkek egemen bir sektör olarak algılanan “Alacak yönetimi ve tahsilat’’ konusunda 2007’den beri kadın girişimci olarak çalışıyorum. Bu sektörde bir kadın olarak çektiğim zorluklardan da yola çıkarak tam da bu günde yani 5 Aralık Dünya Kadın Hakları gününde ‘tahsilat sektöründe kadın’ olmaya dair bazı ön yargılardan ve bunlardan nasıl kurtulabileceğimizden bahsedeceğim bir yazı kaleme alma gereği duydum.

Bu mesleğe ve sektöre girdiğimde ilk öğrendiğim 1789 Fransız ihtilalinde mecliste yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesindeki ‘insan’ kelimesinin erkeği kastettiği idi. Bunu ilk öğrendiğimde hem şaşırdım hem de bir kadın olarak üzüldüm. İhtilalden hemen hemen 2 yıl sonra, Olympe de Gouges isimli Fransız düşünür ve yazar, bu bildirgede ki insan kelimesine bir isyan niteliğindeki Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesini yayımlıyor ve bedelini de yine 2 yıl sonra idam edilerek ödüyor. İşte İnsanlık tarihindeki bu ilk kadın hakları bildirgesinin 4.maddesindeki ‘doğanın ve aklın koyduğu yasalar’ işimle ilgili ön yargılarla mücadele ederken bana hep ışık tutmuştur. Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 4. Maddesinde;

“Özgürlük ve adalet, bireylere hakları olanı iade etmektir. Kadınlar doğuştan sahip oldukları haklarını kullanırken erkeklerin tiranlığıyla engellenmektedir. Bu engeller, doğanın ve aklın koyduğu yasalarla kaldırılmalıdır”.
Bu maddeyi ne zaman okusam içimde hep bir heyecan ve gurur oluşur. Ayrıca bu zor sektörde ayakta kalabilmek için güç verir.

Gelelim mesleğim ve kadın olmam ile ilgili konuya. Aslına bakarsanız geçmişten beri ve günümüzde de hala Para ve Tahsilat gibi konular şirketlerin daha çok muhasebe ve finans departmanlarını ilgilendirmekte ve ülkemizde bu departmanlardaki erkek oranı kadınlara göre daha yüksek. Dünyada da bu durum çok farklı değil maalesef. Yıllardır yurt dışında katıldığım seminer ve konferanslarda gördüğüm şey katılımcıların %80’inin erkek olduğu. Benim görüşüm tahsilat ve alacak yönetimi sektörlerindeki kadın oranının azlığının, bazı ön yargılardan kaynaklandığıdır. Doğanın ve aklın yasalarına başvurularak bunun iyileştirilebileceğine inanıyorum. Aşağıda verdiğim örneklerle konuyu açıklamaya çalışacağım.

Ama önce unutmayalım ki zor iştir tahsilat ve parayla uğraşmak. Sıkı iş takibi gerektirir, organize olmayı, konuları kişisel almadan soğukkanlı olmayı gerektirir. Kısacası tahsilatta başarı cinsiyete bağlı değildir aslında. Etkin ve başarılı bir tahsilatta ‘beceri’, ‘bilgi’ ve ‘deneyim’ vardır. Akıl yoluyla kişi kendi doğasındaki ‘becerilerinin’ farkına varabilir. Yine akıl yoluyla ‘bilgiye’ erişim iştahını koruyabilir ve ‘deneyimin’ nimetlerinden faydalanabilir. Tahsilatı yapan kişinin kadın veya erkek olmasından çok daha önemli ve etkilidir ‘beceri’, ‘bilgi’ ve ‘deneyim’. Çünkü kadın ve erkek doğanın ve aklın yasalarında eşit şartlardadırlar aslında. Fakat kadın olmak ve tahsilat işiyle uğraşıyor olmak, ‘ön yargılar’ gibi bazı önemli engelleri aşmayı gerektiriyor. Üstelik bu ön yargıların sadece erkeklerden gelmediğinin de altını çizmekte fayda var. Yani 250 yıl önce ‘erkeklerin tiranlığı’ ile ilgili ilk feminist ayaklanmanın sadece erkekler tarafından engellendiği ifadesi günümüzde aslında biraz sert kalıyor. Kimi zaman kadınların kadınlara veya kadınların kendilerine koyduğu engeller, kurallar ve hatta duvarlar da olabiliyor bu ön yargılar.

Öncelikle bizim işimizde kadın olmakla ilgili alacaklı bir müşterinin bakış açısından birkaç örnek vermek istiyorum

Bir müşterimle ilk toplantımızı yapıyorduk ben işimizi ve Türkiye’de ki başarılarımızı anlattıktan sonra karşımdaki beyefendinin ilk sorusu ‘Kadınlar daha naif olur. Acaba yeterince sert olabilir ve halledebilir misiniz? Oldu. Bu ön yargı daha mesleğimin en başlarında yüzüme tokat gibi vurmuştu.
Aslında bir kadının Kibarlığı ile naifliği genellikle karıştırılıyor. Geciken alacakların etkin bir şekilde tahsil edilmesindeki en önemli unsurlardan biri daha net ve katı olarak ‘parayı talep’ etme tutumunu takınmaktır. Ama bu sert veya kötü veya kaba bir tavır anlamına gelmez. Kibarlık ise yalnızca kadınlara özgü bir durum olmamakla birlikte, kadınların tatlı dil ve kibarlığı koruma konusundaki özeni çoğu zaman neden erkeklere oranla daha iyi tahsilat yaptıklarını bile açıklayabilir. Özetle naiflik yerine kibarlık ve sertlik yerine de netlik tahsilatta başarıyı arttırır.

Yine karşılaştığım başka bir örnek de ‘Kadınlar daha duygusaldır, ya borçlunun dediklerine hemen kanarsa?’ ön yargısı oldu.

Halbuki iletişim iki insan arasında gerçekleşir. Her ne kadar kurumların alacakları olsa bile, o kurumu temsilen görüşmeyi yapanlar kişiler de birer ‘insan’. Yani elbette insanın ve iletişimin olduğu yerde ‘öfke, hayal kırıklığı, mutluluk’ gibi duygular devreye girebilir. Bu kadın olmakla ilgili değil, insan olmakla ilgilidir. Empati de zaten duygu geçişindeki beceriyle alakalıdır ve geciken alacakların etkin bir şekilde tahsil edilmesindeki önemli unsurlardan bir diğeridir. Önemli olan o duyguların nasıl ifade edildiği ve rasyonel kararların verilmesine engel olup olmadığıdır. Empati de yalnızca kadınlara özgü bir yetenek olmamakla birlikte, kadınların daha sorgulayıcı ve detaycı yaklaşımı çoğu zaman neden erkeklere oranla daha iyi tahsilat yaptıklarını bile açıklayabilir. Özetle duygusallık empati becerisini besler ve sorgulamak hemen kanmayı engeller.

Alacaklıların yani bize parasını almamızı istemek için gelenlerin kadın olmamızdan kaynaklı kaygılarını belki erkek egemen bir toplumda anlamlandırmaya çalışabiliriz. Fakat zaten borçlu olan bir tarafın ondan para isteyen kişinin kadın veya erkek olması ile ilgili nasıl bir kaygısı olabilir ki diye düşündüğüm bir dönemde bir borçlu ile yaşadığım diyalog beni şaşırtmıştı.

Bir borçlu bana telefonda kendisinin borcu olduğunu söylediğimde ‘Kadınlarla konuşurken daha dikkatli olmam gerektiği için derdimi yeterince anlatamıyorum. Bu yüzden de sizin beni anlayabileceğinizi düşünmüyorum.

Şaşırtıcı, halbuki İş hayatında derdini anlatmak için illa arkadaşınla konuşur rahatlıkta veya kavga eder gibi olunmasına gerek yok. Aksine kelimeleri seçerek kullanmak, ‘kendini daha iyi ifade etme sanatında’ esas kuraldır.
Ayrıca borçluların bu kafada olmasına rağmen tahsilat sorumlusu olarak çalışan kadınların bile ne gibi argo veya kaba ifadelere maruz kalabildiğini pek çok kez görüyoruz. Mühim olan öfkeyle söylenebilen rencide edici ifadeleri kişisel algılamadan, soğukkanlılığı korumak, muhatabımızı nezakete davet etmek ve sonuç vermiyorsa görüşmeyi kibarca sonlandırmaktır. Soğukkanlı kalabilmek de yalnızca kadınlara özgü bir yetenek olmamakla birlikte, kadınların daha sabırlı yaklaşımı çoğu zaman neden erkeklere oranla daha iyi tahsilat yaptıklarını bile açıklayabilir. Özetle her türlü iş görüşmesinde iki kere düşünerek kelimeleri seçmek, kendimizi ifade etmemizde yetersizlik değil, güç verir.

Ve son olarak “Kadınlar daha anlayışlı olur, ödeme seçeneklerimi daha kolay kabul eder’ uyanıklığı.

Aslında: Tahsili ‘geciken’ alacaklar, zaten vade süresindeki sözleşmeye borçlu tarafından uyulmadığı anlamını taşır. Yani zaten esneklik tanınmış ve anlayış gösterilmiştir. Taraflar arasındaki anlaşmaya uyulması konusunda ısrarcı olunması ve müzakere edilmesi başarıyı arttırır. Bunun için de borçlu tarafından her öne sürüleni hemen kabul etmeden, daha iyi şartlarda mutabakat sağlanması için nedenleri sorgulamaya ve ikna etmeye çaba gösterilmelidir. Sorgulayıcı olmak da yalnızca kadınlara özgü bir yetenek olmamakla birlikte, kadınların daha detaycı yaklaşımı çoğu zaman neden erkeklere oranla daha iyi tahsilat yaptıklarını bile açıklayabilir. Özetle anlayışlı olmak, illa daha esnek olmayı değil, müzakere zeminini hazırlayan aktif dinleme ve sorgulamayı da barındırır.

Elbette bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir. Veya tüm örnekler herkes için her yerde geçerli olmayabilir ve hatta zamanla değişebilir. Ben de 2007’den bugüne ülkemizde bu ön yargılarda azalmanın gerçekleştiğine şahit oldum ve olmaya da devam ediyorum. Hem alacak yönetim hizmetleri verdiğimiz müşterilerimizde hem tahsilat eğitimi verdiğim katılımcılarda hem de şirketimizde çalışmak için iş başvurusunda bulunan adaylarda, bir kadın olarak bu değişimin her gün bir parçası da olduğumu hissediyorum. Bu beni heyecanlandırıyor ve işimi daha çok sevmen için nedenlerimi arttırıyor. Kadın olmanın zorluklarına rağmen işini severek yapan tüm herkesin heyecanını koruması dileğiyle.

Ayşe Burcu ARSLAN DEMİRTAŞ

Genel Müdür | ARS Danışmanlık